Erzurum'un ilk düşünce derneği
                                 gönülde, fikirde, eylemde biriz; şehrimiz için varız                       23.06.2021 Çarşamba
Vahdet Nafiz AKSU
11.10.2010
HANEFİ AVCI DİYOR Kİ

Hanefi AVCI’nın  “Haliçte Yaşayan Simonlar” kitabı neden bu kadar ilgi gördü? Sanırım kitap, “Cemaatle” ilgili bölüm olmasaydı, bu kadar tartışma meydana getirmeyecek, baskı üstüne baskı yapmayacaktı.

Osman PAMUKOĞLU’ nun  “Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok” adlı kitabını da aynı merakla okumuştum. Aradan yıllar geçti, kitaptan aklımda ne kalmış diye zihnimi yokluyorum. Şöyle bir anekdotu hayal meyal hatırlıyorum.

Terörün bölgeyi alev ateş sardığı dönem… Adım başı yol kontrolleri yapılıyor. Araçlar durdurulup, yolcular didik didik aranıyor, kimlik soruluyor. Pamukoğlu Paşa, birini görevlendiriyor, cebine de o dönem aranan çok tanınmış bir teröristin kimliğini koyuyor. Adamcağız en sıkı kontrolden bu kimliği göstererek kolayca geçiveriyor. Görevliler, en cellat örgüt yöneticilerinin adını bilmiyor.

Avcı’nın kitabında da benzer trajikomik çok olay var. Okuyamayanlar için  birkaçını aynen aktaralım mı?

Avcı, anlatıyor;

“Diyarbakır'da görev yaptığımız dönemlerde bölgeye ilk defa göreve gönderilen güvenlik kuvvetlerinin bölgede yaşayan halkla ilgili olarak, burada yaşanan olaylar ve PKK örgütü hakkında bilgi sahibi olmadığı görülmekteydi.

Bu nedenle güvenlik kuvvetlerinin bölgeye gelmeden önce bölge halkının gelenekleri ve değer yargıları, bölgedeki illegal örgütlerin faaliyetleri, eylemleri ve aranan militanları ve bölgenin aşiret yapısı hakkında bilgilendirilmeleri ve eğitilmeleri zorunluydu.

Bu amaçla Diyarbakır'da bir hafta süreli eğitim programı planlanmıştı. Biz de eğitim programına Ankara'dan gelen görevlilerle birlikte ders vermek için katılıyorduk. Bu eğitim programının kursiyerleri, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde PKK'nın aktif olarak faaliyet gösterdiği illerde terörle mücadele biriminde görev yapan polislerdi.

Bir haftalık kursun sonunda kursu tamamlamak için sınav yapılması gerekiyordu. Hatırladığım kadarıyla sınavda herkesin tereddütsüz bileceği türden sorduğumuz, her polisin hemen cevap verebileceğine inandığımız şu soruları sorduk:

1- Bölgenizde/ilinizde aranan 3 PKK militanının adını sayınız. 2- Abdullah Öcalan haricinde PKK'nın yöneticilerinden beş kişinin adını yazınız. Çıkan netice, kursiyerlerin yüzde doksanının bu soruların hiçbirini bilmediğiydi. Yani kendi bölgelerinde aranan üç PKKlınm ismini sayamıyorlardı. PKK'nın içerisinde Abdullah Öcalan haricinde örgütü yöneten adamlardan beş tanesinin ismini veremiyorlardı.”

Yine Avcı anlatıyor;

Diyarbakır İstihbarat Şube Müdürü olarak görev yapıyordum. O zamanlar küçük yaşta kandırılarak PKK'ya katılmış 13-14 yaşlarında kendiliğinden teslim olarak itirafçı olmuş çocuklar vardı, çoğu 15'ine gelmemişti. Bu çocuklar kısa bir yargılamanın sonunda yaşları küçük olduğu için mahkemece serbest bırakılıyordu ama kendi köylerine de dönemiyorlardı.

O dönem yayınlanmakta olan TV dizisi Küçük Ağa'dan etkilenerek Küçük Ağa dediğimiz içlerinden birini yanımıza, himayemize almıştık. Geceleri polis evinin bir odasında kendisi gibi bir iki kişiyle birlikte kalıyor, etrafı temizleyerek bizim imkânlarımızla geçinmeye çalışıyordu. Sempatik bir çocuktu.

Küçük Ağa odamda gazeteleri okurken "ben bunların yüzünden bu hallere geldim, bunların yüzünden başıma bu kadar bela geldi" diye kendi kendine söylenmeye başladı. "Küçük Ağa ne var, neye kızıyorsun bakayım?" dedim. Gazeteyi bana gösterdi. Muhtemelen 1 Mayıs olaylarıyla ilgili gazete haberinin arka fonunda Marx, Engels ve benin'in olduğu kızıl bayrağın fotoğrafını işaret ederek, onlara kızdığını söyledi. "Kim onlar?" diye sorunca "Marx, Engels ve benin" diye cevapladı.

Bu insanlar, Marx ve Lenin'in düşüncelerinden etkilenerek dağa çıkmış, dağda gerilla savaşı sürdüren kişilerle mücadele edeceklerdi, ama karşılarındaki grubun ideolojik alt yapısını şekillendiren düşünür ve liderleri tanımıyorlardı.

 Buna karşın okuryazarlığı olmayan küçücük bir köylü çocuğu, hem de Herekol Dağı hm eteklerinde kalmış, dünya ve medeniyetle irtibatı olmamış bir bölgede yetişmiş bir çoban, örgüt tarafından verilen 4-5 aylık eğitimin ardından pek çok şeyle birlikte bu insanları da biliyordu. İşte mücadele ederken aramızdaki en önemli farklardan bir tanesi buydu; bu, unutulmaması gereken ve aradaki kalite farkını gösteren çok önemli bir olaydı.

Yine Avcı anlatıyor;

Şube Müdürlüğü olarak 7. Kolordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı İstihbarat birimleri ile beraber çalışıyorduk ve dayanışma içerisindeydik. Birçok durumda beraber hareket ediyorduk. Yine böyle bir zamanda Kolordu İstihbarat birimiyle beraber çalışma yaparken, önümüzdeki günlerde Genelkurmay'dan bir askeri yetkilinin, muhtemelen Genelkurmay İstihbarat Başkanımın geleceğini ve denetleme yapılacağını öğrendik. Bu yetkiliye verilmek üzere brifing hazırlamak gerekiyordu. Bizim de bu brifingin bir bölümünde bu bölgedeki bölücü faaliyetlerin, PKK'nın yakın geleceğinin nasıl olabileceği ihtimalleri çizerine istihbari bir yorumu kapsayan bir analiz hazırlamamız gerekiyordu

Kolordu İstihbarat Şubesinde, birimin komutanı bir yarbay, bir yüzbaşı, ben ve yardımcım Emniyet Amiri Abdurrahman bu konuyla ilgili bir çalışma içerisindeydik. Beraber taslak bir metin hazırladık ve metni makul bir şekle getirdikten sonra Kolordu Kurmay Başkanıma çıkardık. Kurmay Başkanı metni okudu, bazı yerlerin değiştirilmesi, bazı ekleme ve çıkarmaların yapılması için bize geri verdi ve tekrar aşağı indik, alt katta metni düzeltmeye başladık. Bu arada aklıma örgütten kaçarak, o gün bize teslim olmuş Neşet Çiçek geldi. Çiçek öğretmenken 19701i yılların sonunda örgüte katılmış, tahminimce örgütün içerisinde iyi sayılabilecek bir konumda bulunmuş, ama dağ hayatından ve örgüt içerisinde olup bitenlerden, katliamlardan rahatsız olunca teslim olmuş. Şahıs soruşturma yapılmak Emniyet 1. Şubeye getirilmişti ve o zamanki Emniyet Sorgu Bürosunda bulunuyordu. "Arkadaşlar biz bu kişiye soralım, örgütten yeni geldi, konuyu en iyi o bilir”

Ben birkaç saat sonra cevabın geleceğini tahmin ediyordum. Şoför gitti, çok kısa bir süre içerisinde, 25-30 dakikayı geçmemişti ki geldi. Elinde soruyu yazdığım kâğıdı tutuyordu. Çiçek nezarethanenin deliğinden gelen ışıkla duvara koyduğu kâğıdın arkasına bizim sorumuza cevaben kısa ve hızlı bir şekilde bir sayfayı bulmayan bir metin yazarak vermişti. Neşet Çiçek'in yazdığını okuduğumuz zaman metnin mükemmel olduğunu gördük. PKK'nın yakın geleceğinin devletin yapacaklarına, dış ve iç dünyadaki gelişmelere bağlı olduğunu ve buna paralel olarak örgütün yapabileceklerini anlatan güzel bir metindi.

Bana göre hangi hal ve şartlar olursa PKK'nm yapabileceklerini çok güzel özetleyen mükemmel bir nottu. Bu notu alıp, temize çektik ve yukarıya çıktık. Kurmay Başkanı hm önüne koyduk. Dedik ki "Efendim bizden istediğiniz brifing notumuz."

Kurmay Başkan metni okur okumaz ayağa kalktı. "Bu metni, siz yazamazsınız, ben de yazamam," sonra parmağı ile yukarıyı göstererek üst kattaki o zamanın sıkıyönetim ve 6. Kolordu Komutanı rahmetli ... Paşa'yı kast ederek "O da yazamaz. Bunu kimden aldınız? "

Hangi profesöre, öğretim görevlisine yazdırdınız? Bana doğru söyleyin." dedi. Önce biz yazdık diye ısrar ettik, İkna olmayacağını anlayınca "Efendim maalesef üniversite hocasına değil, yeni teslim olmuş bir PKK mensubuna sorduk, 15 dakika içerisinde verdiği cevap bu," dedik. Bunun üzerine Kurmay Başkan "Arkadaşlar sorun bu, bakın şu ifadelere, bu tahlili bu adam yapıyor, ama biz yapamıyoruz. İşte aradaki kalite farkı, sorun da budur. Biz kendimizi ve kendi< insanımızı bu hale getirmediğimiz müddetçe, bu iş zor." dedi

İşte böyle…

Okurken ağırıma gitti. Tüm bunlar gerçek mi? İstihbaratçı bir yazarın hayal ürünü mü? Ben nerden bilebilirim? Eğer doğruysa… Ört ki ölem…

Özellikle Güneydoğu meselesi söz konusu olduğunda… Koro halinde haykırırız  “Ah dış güçler, onların parmağı olmasa ardımız, arkamız rahat olacak…”

Oysa bünye sağlam olsa, bağışıklık sisteminde zaaf olmasa… Önceden tüm aşılar yaptırılmış olsa… Kim korkar hain virüsten!

Avcı’yı okuyunca, neden bu kadar kolay avlandığımızı daha iyi anlar gibi oldum!


Yazarın Önceki Yazıları
24.05.2010   Doku Mühendisliği Bölümü Açabilir miyiz?
21.07.2010   ORGAN NAKLİ MERKEZİ'NİN YENİ DÖNEMİ
28.07.2010   ERZURUM TEKNİK ÜNİVERSİTESİ
09.08.2010   ADINA ERZURUM DEMİŞİZ
23.08.2010   ENER STRATEJİ MERKEZİNİN SON ÖNERİSİ
30.08.2010   KİMİ NE HAKLA, NASIL AFFEDECEKSİN?
30.09.2010   İKİ HALK BİR MİLLET, TEK EĞİTİM DİLİ TEK DEVLET
04.10.2010   Erzurum, Hafızasını yitirmiş bir şehir olmamalı